Önemli Vakalar 3

                                                      Hotin Zaferi 

Leh kumandanları Zolkiewski ve Koniecpolsk, Hotin kalesinde, Dalmaçyalı Boğdan voyvodası Gaspar Gratiani'ye bağlı kuvvetlerle birleşerek Tuna'ya inmeğe başladılar. Ancak, Kantemir Mirza'nın adamları, Eflaklılar ve Erdellilerce desteklenen Özi valisi İskender Paşa'ya, Prut üzerinde Tutora'da (Çuçora) yenildiler (1620). Bu başarı üzerine II. Osman Han (Genç Osman), Lehistan seferine çıkmağa karar verdi. İranlılar tarafından kuşatılan Bağdat'ın geri alınması bile ikinci plana bırakılarak, büyük hazırlık yapıldı. II. Osman Han, savaş makineleri, deve ve filler bulunan 200 000 kişilik Osmanlı ordusunun başında İstanbul'dan hareket etti (21 Mayıs 1621). Ordudaki 12 000 kadar yeniçeri, genç padişahtan memnun değildi. Polonyalıların elindeki Hotin kalesini, Leh kumandanı Kalinowski koruyordu. Kırım Hanı Canibek'in de katıldığı Osmanlı ordusu, Hotin önlerine geldi (21 Ağustos 1621) ve kaleyi kuşattı. Dniester üzerine kurulan köprüler, bağlantıyı kolaylaştırdı. Nureddin kumandasındaki Tatarlar, Kamaniçe'ye (Kamieniec) ve daha ötelere akınlar yaparak, Hotin'in, çevresiyle ilgisini kestiler.

Hotin önündeki vuruşmalar çok kanlı oldu. Fakat bir sonuç alınamadı. Dördüncü hücumda, Budin beylerbeyi Karakaş Mehmed Paşa şehit oldu; onu Doğancı Ali Paşa takip etti. Bu arada sadrazam Hüseyin Paşa, görevinden alınarak, yerine Diyarbekir valisi Dilaver Paşa getirildi. Beşinci ve altıncı saldırılar da başarı kazanamayınca, toplanan dîvan, kışı da Hotin önlerinde geçirmek isteyen Genç Osman'a rağmen barışa karar verdi. Osmanlılarca aracı seçilen Eflak voyvodası Radu Mihnea ile Polonyalılarca tam yetkili olarak görevlendirilen Zielenski, barış antlaşmasını yaptılar (9 Ekim 1621). Antlaşmaya göre Kazak ve Tatar akınları yasaklanıyor, Hotin, Boğdan'a veriliyordu. Sefer dönüşü II. Osman Han, yenilginin acısını gidermek için Boğdan topraklarından, merkezi Reni şehri olan bazı parçalar aldı.

Sonuç itibariyle, bu seferde, yeniçerilerin gayretsizliği yüzünden, askerî bir başarı sağlanamadı, fakat Boğdan'ın emniyeti sağlanmış oldu
 

Kaynak: Turksavaslari.com                                                                                           Pasifik

*****************************************************************************************

                                                       İzmitin Fethi

Bir ticaret merkezi durumunda bulunan İzmit, İznik’in fethinden hemen sonra Osmanlılar tarafından alınmak istenmiş ve hatta bir ara elde edilmiş ise de sonradan yine Rumlara verilmişti. Osmanlı kuvvetleri İznik’in fethinden bir sene yani 1331 Haziran’ından sonra şehri kuşatmışlarsa da Bizans İmparatoru UI. Andronikos'un yardıma gelmesi üzerine Orhan Bey, İmparatorla anlaşarak kuşatmayı kaldırmıştı. Orhan Bey, bu kuşatmadan altı sene sonra (1337) şehri şiddetli bir şekilde tekrar kuşattı. Bu kuşatma üzerine dışardan yardim alamayan şehir, teslim olmak zorunda kaldı. Kale muhafazasında bulunan Paleologos hanedanına mensup Manika, mallarını alarak bir gemi ile İstanbul’a gitti. İzmit’in fethi ile Kocaeli Yarımadasının tamamı Osmanlıların eline geçmiş oluyordu. Orhan Gazi, İzmit ve havalisinin idaresini oğlu Süleyman Paşa’ya verdi. Süleyman Paşa’nın halka karsı din ve milliyet farkı gözetmeden âdil bir şekilde davranması ve çevrelerinin tamamen Osmanlılar ile kuşatılmış olmasından dolayı civarda bulunan birçok kale (Taraklı Yenicesi, Göynük, Mudurnu) de birer teslim oldular. Ayni şekilde İzmit Körfezindeki Gemlik, Armutlu gibi mevkiler de Kara Timurtaş Bey vâsıtasıyla Orhan Bey kuvvetlerinin eline geçmişti.  

Kaynak: Turksavaslari.com                                                                                           Pasifik

*****************************************************************************************

                                                           Niğbolu Zaferi 

Osmanlı sınırlarının Macaristan'a kadar dayanması, Macar Kralı Sigismond'u korkutmaktaydı. Zira Sigismond, ufuktan azametle yuvarlanıp gelmekte olan Osmanlı dalgasının, er geç kendi ülkesini de basacağını görmekteydi. Tek basına altından kalkamayacağını bildiği bir tehlikeye karsı gece rüyalarını, gündüz hülyalarını tutan ümid, her şeye rağmen yine de bir Haçlı ordusunun yardımında görüyordu. Fakat imdadına çağırabileceği devletlerden Venedik, bu Katolik dindaşına müzaheret eder görünmekle beraber, Sigismond'un zaferinin Balkanlarda bir Macar hegemonyasına yol açacağından da endişeleniyordu. Cenevizliler ise siyasî ve iktisadî hayatlarının sağlıklı bir şekildeki devamını Osmanlıların teveccühünü kazanmakta gördüklerini gizlemiyorlardı.

Sigismond, Osmanlı tehlikesini bertaraf etmek ve hatta Kudüs'e kadar gidebilmek için Avrupa’nın muhtelif memleketlerine elçiler göndererek yeni bir Haçlı ittifakının kurulmasını istiyordu. Bu ittifakın kurulması için Papalık makamı da, yoğun bir faaliyete girişerek kiliselerde Müslüman Türkler aleyhinde vaazlar verdirmeye başladı. Bu teşebbüsler, hedef Türkler olduğu için kısa bir süre içinde olumlu bir sonuç verdi. Böylece Sigismond ile işbirliği yapan Avrupa, heyecan ve ümid içinde idi. Yalnız Fransızlar değil, İngiltere, İskoçya, Lehistan, Avusturya, İtalya, İsviçre ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinden gelen kuvvetler, Bulgaristan'da Sigismond 'un komutası altında toplanmaya başladı. Avrupa’nın her kösesinden süzülüp gelen cengâver, cesur ve tecrübeli şövalyeler, Osmanlı ordusunu aramaya başladı.

Birleşik Avrupa kuvvetlerinden meydana gelen bu birlikler, Sigismond'un kendilerine bildirdiği gibi, karsı tarafta bir tecavüz hareketi göremeyince, araştırmaya başladılar. Onlar, bu salibe (haç) düşmanını bulup tepelemek istiyorlardı. Onlara göre bunu yapmak bir zaruret idi. Zira bu bir haç seferi idi. Ona tapmayanı ezmek yolunda gecikmek olmazdı. Üstelik Eflak Voyvodası Mirce ile Bizans İmparatoru da Osmanlılar ile olan ittifaklarını bozmuş, gizli hazırlıklarını tamamlamışlardı.

Papanın desteği ile tertiplenen bu Haçlı seferine batili bütün şövalye ve asilzadelerin katıldıkları görülmektedir. Osmanlılara karsı büyük bir kin ve nefret hissi ile dolu olan Haçlılar, Avrupa’yı bunlardan (Müslüman Osmanlılardan) temizlemek istiyorlardı. Bunun temini için de her şey yapılabilirdi. Büyük bir birliğin toplanması gerekiyordu ki bu da gerçekleşmişti. Nitekim maiyetinde 1000 Fransız şövalyesi ile 7000 civarında yardımcı ve ücretli asker bulunan Burgonya dukası Jean de Nevers basta olmak üzere birçok asilzadenin maiyetindeki Alman, İngiliz, İtalyan, İspanyol ve Polonyalı şövalyeler olduğu gibi, 1394 seferinin intikamını almak isteyen Eflâk Voyvodası Mirce ve bir kişim Erdal kuvvetlerinin iştiraki ile mevcudu 100.000'i (Şükrullah, Behçetu't-Tevârih 130.000 kişi) bulan ve Türkleri Avrupa'dan sürmek gayesini güden bu Haçlı ordusu, Tuna boyunca ilerleyerek Vidin ve Rahova'yı aldıktan sonra 12 Eylül 1396'da Niğbolu önüne gelmişti. Venedik ve Rodos gemilerinden müteşekkil bir donanmanın da yardımı ile kaleyi muhasaraya başladılar.

Osmanlı tarihi bakımından önemli olan bu zaferi, kaynakların müşterek dili ile kısa ve ana hatları ile buraya almak istiyoruz. Niğbolu kalesini kuşatma altına alan Haçlı ordusuna karsı kale muhafızı Doğan Bey, şiddetli bir müdafaada bulunur. 15 gün devam eden bu kuşatma esnasında İstanbul önlerinde bulunan Sultan Bayezid, Haçlıların hareketini duyar duymaz, muhasara mancınıklarını yakıp, Sucaeddin Evrenos Bey'i ileri göndermişti. Kendisi de İslâm âlemine müracaat edip durumu bildirdikten sonra yanında bulunan 10.000 askerle yola çıkar. Anadolu ve Rumeli kuvvetlerinin Kara Timurtaş ile şehzadelerin komutasında süratle toplanıp Edirne'de kendisine ulaşmaları üzerine 60.000 kişiden meydana gelen Osmanlı ordusunun basına geçen Sultan Bayezid, süratle Şıpka geçidini asmış ve Tim ova’da Stephan Lazaroviç ile birleştikten sonra Osman vadisinde Niğbolu ovasına hâkim bir tepede ordugâhını kurar. Kaynakların verdiği bilgilere göre kalenin erzak ve mühimmat durumunu bizzat tespit eden Bayezid, 25 Eylül 1396 pazartesi günü (Osmanlı kaynaklarında Cuma) Niğbolu önünde meydana gelen savaşta mahirâne bir manevra ile iki kısma ayırdığı ordusunun yaya askerini yani yeniçerileri merkeze koyup onların etrafında kapıkulu süvarilerini tespit ile sağ ve sol kollara tımarlı sipahileri koymuştu. Arkada da ihtiyat kuvvetleri bulunuyordu. Osmanlı ordusunun harb nizami hilâl veya ağzı açık kerpeten seklinde idi.

İki ordu, Niğbolu kalesi yakınında karsılaştılar. Galibiyet şerefini kazanmak isteyen Fransız süvarileri, başlangıçta Bayezid’ın merkezde yeniçerilerin önündeki ilk kademede bulunan ve Azap denilen hafif yaya kuvvetleri üzerine yüklenip onları maglub ve imhaya başladılar. Fransızlar, teslim olanları bile öldürdüler. Bundan sonra da Azapların gerisindeki Yeniçeri kuvvetleri üzerine yüklendiler. Fakat Yeniçerilerin ok yağmuruna tutularak epey telefat verdiler. Ayni zamanda da sol kanatta Anadolu askerine komuta eden Şehzade Mustafa kuvvetlerinin yandan taarruzuna uğradılar. Fakat bunları da bertaraf ederek ilerlediler. Plân gereğince Osmanlı merkez kuvveti bir miktar geri âlindi. Bu çekilmeden cesaret alan Fransızlar, daha da ileri giderek kıskacın içine girdiler. Onlar, Osmanlı plânını bilen Sigismond tarafından ileri gitmemeleri ve kıskacın içine girmeyip beklemeleri hakkında verilen emri dinlemediler. Bu defa plân gereği Osmanlıların üçüncü hattı da ikiye ayrıldı. Böylece Fransızlar tepeyi işgal etmiş ve muharebenin Türklerin mağlubiyeti ile neticelendiğini zannettikleri sırada bizzat pusudan çıkan Bayezid’ın komutasındaki kuvvetlerle karsılaşınca sasırdılar. Fakat fazla zayiat vermemek için daha önce atlardan inmiş ve yaya olarak harb eden Fransızlar, geri dönüp atlarına binmek istedilerse de kaçacakları kapının kapanmış olduğunu görerek sasırdılar. Bunları kurtarmak için Sigismond'un gönderdiği kuvvetler ilerleyemeyerek geri çekilmek zorunda kaldılar. Tuzağa düşmüş olan kuvvetler kısmen imha ve kısmen esir edildiler.

Osmanlı ordusunun merkezine hücum eden Fransız kuvvetleri ile olan muharebe, üç saat kadar sürmüştür. Eflâk Voyvodası Mirce, muharebenin gidiş seklini görünce neticeyi kestirerek hemen memleketine dönmüştü. Muharebenin en tehlikeli olan ilk safhası bittikten sonra Türk kuvvetleri, derhal ve şiddetle Sigismond'un kuvvetlerine hücum etmişlerdi. İhtiyat kuvvetlerini bile muharebeye sokmuş olan Macar Kralı, hiçbir basarî elde edemedi. Sonunda kesin sonucun alınma zamanının geldiğini gören Yıldırım Bayezid, kendi ihtiyat kuvvetlerini taarruza geçirmek suretiyle Haçlıları müthiş bir paniğe uğrattı. Sigismond, maiyetindeki bazı adamların yardımı ile Tuna nehrine gelip kendini bir balıkçı kayığına zor attı. Nehirdeki Venedik amirali Mocenigo'nun kadırgalarından birine yanaşarak Karadeniz yolu ile İstanbul’a gelebildi. Oradan da Marmara ve Çanakkale Boğazından geçip Modan limanına uğradıktan sonra Dalmaçya'ya çıkarak memleketine gidebildi.

Niğbolu muharebesinde Haçlı ordusuyla gelen prens ve asilzadelerden bir kısmi öldürülmüş bir kısmi da esir alınmıştı. Muharebe sonunda savaş meydanîni gezen Yıldırım Bayezid, kendi hudur muhafızlarının ve teslim olmalarına rağmen bir kişim esirlerin insafsızca öldürüldüklerini görünce fevkalâde müteessir olup gözlerinden yaslar akmıştı. Kendi esirlerine yapılan bu muameleyi gören Bayezid, buna karşılık olmak üzere düşmandan ele geçirilen esirlerin bir kısmini öldürttü. Harbe iştirak etmeden kaçmış olan Eflâk kuvvetleri ile Hırvat askerlerinden başka, diğer bütün düşman kuvveti ya imha edilmiş veya kaçarken nehirde boğulmuştu.

Niğbolu’da esir düşenlerden bir kısmi önce Edirne'ye oradan da Gelibolu'ya götürülüp Haçlı donanması ile boğazdan geçmekte olan Sigismond ve maiyetindekilere teshir edildikten sonra Bursa ve Mihaliç'e nakledilmişlerdi. Bunlardan bir kısmi da Memlûk sultani el-Meliku'z-Zahir Ebu Said

Berkuk'a gönderilmişti. Niğbolu’da esir düsen asilzadeler, sonradan Macaristan, Fransa ve Kıbrıs krallarının teşebbüsü ve Midilli prensinin kefaleti ile 200.000 altın florin fidye karşılığı serbest bırakılmışlardır.

Niğbolu’da elde edilen parlak zaferden sonra daha önce düşmanın eline geçmiş olan kaleler geri alındığı gibi Osmanlı himayesinde bulunan Vidin Bulgar krallığına da son verilmişti. Bundan sonra Macaristan'a büyük bir akın yapılarak külliyetli miktarda esir alınmıştı. Bu savaştan sonra Garp dünyası bir anda en seçkin asilzadelerini kaybetmiş, süngüden kurtulan veya Tuna'da boğulmayan kılıç artıkları ise bassız, idaresiz ve perişan kafileler halinde geldikleri yerlere doğru dağlara düşmüşlerdi.

Öte yandan Niğbolu muzafferiyetinden elde edilen ganimet ve fidyelerden alınan hisseler ile Anadolu ve Rumeli'de birçok hayrat yaptıran Bayezid’ın Niğbolu’da ismine izafe edilen camii de bu sırada yaptırmış olması muhtemeldir.

Savası müteakip, akıncı ve sekbanlar yerleştirilmek suretiyle uç beylerinin faaliyet merkezi haline getirilen Niğbolu, Serhan livası olarak Osmanlı idaresinde mühim bir rol oynamıştır. Genellikle Tuna geçitlerine hâkim bir noktada, Eflâk'i tehdide eden bir üs özelliğini taşıyan Niğbolu, Osmanlı hükümdarlarının zaman Eflâk ve Macaristan seferlerine çıktıkları bir yer olarak Eflâk ve Macar krallarının taarruzlarına hedef 

Kaynak: Turksavaslari.com                                                                                           Pasifik

*****************************************************************************************

                                                              Bursa'nın Fethi 

Osmanlı Devleti 'nin ilk başkentlerinden biri olması hasebiyle Bursa, devletin, idarî, siyasî, dinî, ilmî, kültürel, sosyal ve ekonomik hayatında önemli derecede rol oynayan bir merkezdi. Çok daha sonraları gelecek olan Keçecizâde Fuad Paşa’nın "Bursa Osmanlının dibacesidir" sözü, Bursa’nın Osmanlı tarihinde oynadığı role işaret etmektedir.

Kurulusu, milattan önceki yıllara dayanan Bursa, daha sonra Romalıların eline geçer. Roma’nın Doğu ve Bati olmak üzere ikiye bölünmesinden sonra çevresi ile birlikte Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans'ın) idaresinde kalmıştır.

Osmanlı Devleti 'nin kurucusu olan Osman Bey'in siyasi faaliyetlerinden bahsedilirken işaret edildiği gibi Osman Bey, Bursa’yı kuşatma altına almış fakat fethine muvaffak olamamıştı. Bununla beraber Bursa'ya Bizans'tan gelecek yardıma mani olmak için, şehrin yakınlarına iki kale yaptırmış, bunlardan birine Ak Timur'u, diğerine de Balabancık'ı muhafız olarak tayin etmişti. Böylece Osman Bey, Bursa'ya dışardan gelebilecek yardim yollarını denetim altına almış oluyordu. Bu sebeple 1315 yılından itibaren Bursa, Osmanlılar tarafından çevresinde inşa edilen kaleler vasıtasıyla bir mânâda muhasara altına alinmiş oluyordu.

Orhan Bey, 1326 yılında büyük bir kuvvetle Bursa üzerine yürür.

Âsikpasazâde ve Nesrî gibi kaynaklar, Osman Gazi'nin, Bursa’nın fethinden önce oklu Orhan'a:

"Oğul, sen önce Adranps (Orhaneli)'a git ki, o kâfirin babası Dinboz gazasında benim Bay Koca’mın düşmesine sebep oldu." diyerek onu Gazi Mihal (Köse Mihal), Turgut Alp, Şeyh Mahmud ve Edibali’nin kardeşi oklu Ahi Hasan'la gönderdi. Orhan Bey, bu tecrübeli komutanlarla görüşerek Bursa’nın güneyinde ve bir bakıma Bursa’nın anahtarı durumunda olan Adrenos kalesini alıp yıktırır. Orhan Bey'in gelişinden önce kaleyi boşaltıp Elete dağına çıkmış olan halk ve kale beyi, Orhan'a itaatini bildirirler. Bunun üzerine tekrar yerlerine iade edilen halka karsı Orhan Bey, insaf ölçülerini asmayacak derecede merhamet ve hoşgörülü bir şekilde davranır.

Bundan sonra Bursa önlerine gelen Orhan Gazi, Pınarbaşı mevkiinde karargahını kurup kaleyi kuşatır. Bizans'tan beklenen yardımın gelmeyeceğini anlayan ve kaleyi kurtarmaktan da ümidini kesen kale beyi, Gazi Mihal Bey vasıtasıyla ve bazı şartlarla Bursa’yı teslim edeceğini bildirdiğinden 2 Cemayizelevvel 727 (6 Nisan 1326) tarihinde Bursa Osmanlılara teslim edilir. Kale muhafızı olan Evrenos da Müslüman olarak Osmanlıların hizmetine girer. Orhan Bey, burayı aldıktan sonra babasının na'şını buraya getirterek sonradan Gümüşlü Künbed diye meşhur olan yere defe ettirir.

Gerek strateji, gerekse psikolojik bakımdan Osmanlılar için büyük bir mânâ ve ehemmiyet ifade eden Bursa’nın fethini küçük bir hadise olarak göstermeye çalışan Gibbons, bunu özellikle İstanbul’daki iç çekişmelere ve halkın maddî sıkıntı içinde bulunmasına bağlar. Bu arada Bursa’nın fethinden sonra Evrenos Bey'in Müslüman olduğunu, birçok kimsenin de ona uyarak yeni fatihlerin (Osmanlıların) dinini kabul ettiğini de belirtir. Böylece kuruluş dönemindeki Osmanlı Beyliği’nin gücünü ve çevrelerindeki insanlar üzerinde meydana getirdikleri olumlu havaya da işaret eder.

Bursa’nın fethinden sonra, Orhan Gazi için ele geçirilmesi gereken hedef artik İznik olmuştur. Marmara havzasında bir sanayi şehri olan İznik, o dönemlerde Bursa'dan daha mühim bir şehir olma özelliğine sahipti. Burası Bizans’ın, Anadolu'daki en büyük şehirlerinden biri olmakla kalmıyor, ayni zamanda Hıristiyanlık için dinî bir merkez olma hüviyetini de taşıyordu. Nitekim miladî takvimin 325. senesinde Büyük Kostantin tarafından günümüz Hıristiyanlığının akidelerinin tespitinde rol oynayan en mühim konsol burada toplanmıştı. 1074 yılından Birinci Haçlı Seferi (1097) ne kadar Anadolu Selçuklu Devleti'ne başkentlik eden İznik, belirtilen tarihten itibaren Bizanslıların elinde idi. Hatta 1204 yılından 1261 yılına kadar da Bizans İmparatorluğu’nun merkezi olmuştu. Bundan başka İznik, Kocaeli yarımadası bakımından stratejik önemi haiz olan önemli bir şehirdir.

Bursa’nın zaptından sonra Osmanlı Beyliği’nin merkezi buraya nakl edilmiştir. Yeni hükümdar burayı yeni binalarla süslemişti. İnşa edilen dinî ve sosyal eserlerle şehir, Müslüman Türk şehri olma hüviyetini kazanıp yeni bir çehreye büründü. Orhan Bey, daha isin basında eski kiliseleri mescide ve medreselere çevirdi. Bursa'da fakir ve yoksulları doyurmak için imâret yaptırıp onlara vakıflar tahsis eyledi. Buradaki bilgin ve hafızlara da maaş bağladı. 


 Kaynak: Turksavaslari.com                                                                                           Pasifik

=> Willst du auch eine kostenlose Homepage? Dann klicke hier! <=